Mavi Işıktan Yeşil Sessizliğe: Bir Merhaba
Merhaba, ben Buğrahan. Kapıdan içeri girdiğinizde sizi karşılayan o tanıdık yüz ifadesiyle, "hoş geldiniz" diyorum. Burası, dijital dünyanın soğuk koridorlarından biraz olsun uzaklaşıp nefes aldığımız, belki de elimize bir bardak çay alıp ekranın ötesindeki gerçekliğe dokunduğumuz o küçük, samimi oda. Eğer hayatımı tam ortadan ikiye bölmem gerekseydi; sanırım sol tarafına sabaha kadar sönmeyen monitör ışıklarını, sağ tarafına ise Manavgat’ın o sık ormanlarında, ağaçların arasından süzülen sabah güneşini koyardım.
Biliyorum, biraz tezat görünüyor. Bir yanda 2005 yılından beri hayatımın merkezinde olan, mantığın ve matematiğin hüküm sürdüğü yazılım dünyası; diğer yanda ise kaosun içinde kendi düzenini kurmuş, sessiz ama bir o kadar da gürültülü doğa. Ama inanın bana, bu tezatlık benim denge noktam. 1990 yılında başlayan bu yaşam serüvenimde, kendimi en çok bu iki uç arasında gidip gelirken "tam" hissediyorum.
Bu satırları yazarken bile bir yandan klavyemin mekanik sesini duyuyorum, diğer yandan penceremden içeri sızan o toprak kokusunu içime çekiyorum. Neden buradayım? Neden onca işin, projenin, Pixel Lab® bünyesindeki o yoğun koşturmacanın arasında durup bu blogu yazma gereği duydum? Çünkü bazen insanın, zihnindeki sekmeleri kapatıp, ruhunu yeniden başlatması gerekiyor. Ve ben, bu yeniden başlatma tuşuna her bastığımda, anlatacak yeni hikayeler biriktiğini fark ettim.
Pixel Lab® ve Kodların Mantıksal Dünyası
İşin "mutfağından" gelen biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Yazılım, dışarıdan göründüğü gibi sadece siyah ekranlarda akan yeşil yazılardan ibaret değil. Benim için kod yazmak, sıfırdan bir ev inşa etmek gibi. Temelini sağlam atmanız, tuğlaları özenle dizmeniz ve en önemlisi, içinde yaşayacak insanlar için hayatı kolaylaştırmanız gerekir. Pixel Lab® Digital Solutions'ı kurarken de hayalim tam olarak buydu: Karmaşık problemleri alıp, onları insanlara "işte bu kadar basit" dedirtecek sade sistemlere dönüştürmek.
Bilgisayar başında geçen o uykusuz geceler, sabaha karşı çözülen o inatçı "bug"lar, bitirilen her projenin ardından gelen o tatlı yorgunluk... Bunlar benim profesyonel kimliğimin yapı taşları. Analitik düşünmek, bir sorunu en küçük parçalarına ayırıp tekrar birleştirmek, zihnimin çalışma şekli haline geldi. Ancak, bu dijital dünyanın bir de görünmeyen yüzü var: Tükenmişlik. Sürekli mantık çerçevesinde yaşamak, insan ruhunun o düzensiz, duygusal ve spontane tarafını bazen törpüleyebiliyor. İşte tam o noktada, içimdeki Aslan burcu devreye giriyor ve "Yeter, şimdi dışarı çıkma vakti" diyor.
Doğanın Kusursuz Algoritması
Bilgisayarımı kapattığım o an, sanki başka bir boyuta geçiş yapıyorum. Manavgat’ın doğası, benim sığınağım. Bisikletime atlayıp uzun rotalara çıktığımda ya da sırt çantamı alıp ormanın derinliklerinde kamp ateşi yaktığımda, aslında kod yazmaktan çok da farklı bir şey yapmadığımı fark ediyorum. Nasıl mı?
Doğaya dikkatli baktığınızda, orada da muazzam bir "yazılım" olduğunu görüyorsunuz. Bir ağacın dallanma yapısı, nehirlerin akış yönü, karıncaların yuvalarını inşa etme disiplini... Her şeyin, biz yazılımcıların "algoritma" dediği bir düzeni var. Ama doğanın algoritması, bizim yazdığımız kodlardan farklı olarak; hatayı, kusuru ve değişimi de içinde barındırıyor ve bunu bir güzelliğe dönüştürüyor.
Bazen çok karmaşık bir yazılım projesinde tıkanıyorum. Saatlerce ekrana baksam da o sorunu çözemiyorum. Böyle anlarda her şeyi bırakıp kendimi doğaya atıyorum. Ormanın o derin sessizliği – ki aslında hiç sessiz değildir, rüzgarın, kuşların ve yaprakların senfonisidir o – zihnimdeki gürültüyü bastırıyor. Bir ağacın gövdesine yaslanıp kitap okurken veya sadece ateşin dansını izlerken, birden o karmaşık kodun çözümü zihnimde beliriveriyor. Meğer ihtiyacım olan daha fazla düşünmek değil, zihnimi nadasa bırakmakmış.
Amatör Ruhun Özgürlüğü: Sinematik Belgeseller
Son bir iki yıldır, bu doğa tutkusu beni teknolojiyle bambaşka bir noktada buluşturdu. Dedim ya, ben gördüğümü, hissettiğimi paylaşmayı seven biriyim. Doğada şahit olduğum o büyüleyici anları, o vahşi atmosferi sadece kendi hafızamda tutmak bana haksızlık gibi gelmeye başladı. Böylece kameramı elime aldım ve YouTube kanalım için içerikler üretmeye başladım.
Burada altını çizmek istediğim bir kelime var: Amatör. Profesyonel bir iddiam yok ve inanın bana, bu "iddiasızlık" dünyanın en özgürleştirici hissi. Pixel Lab®'da her şeyin mükemmel, hatasız ve profesyonel olması gerekirken; YouTube kanalımda hazırladığım sinematik vahşi yaşam belgesellerinde tamamen özgürüm. Kurguyu kendi zevkime göre yapıyorum, müziği o anki ruh halime göre seçiyorum. O videolarda gördüğünüz her kare, aslında benim doğayla kurduğum o sessiz diyaloğun bir yansıması.
Kameranın vizöründen bakmak, bana hayata başka bir açıdan bakmayı öğretti. Bir yazılımcı olarak detaya odaklanmaya alışkınım ama doğada detaylar sonsuz. Bir çiçeğin üzerindeki çiğ damlasını kaydederken, aslında evrendeki yerimizin ne kadar küçük ama ne kadar anlamlı olduğunu hissediyorum. Bu videolar, benim için birer "dijital günlük" sayfası.
Hayatı Sadeleştirmek Üzerine
Kod yazarken benimsediğim "temiz kod" (clean code) prensibi, aslında hayat felsefemle de örtüşüyor. Karmaşık olanı sadeleştirmek... Hem işimde hem de özel hayatımda aradığım şey bu. Şehir hayatının, sosyal medyanın ve bitmek bilmeyen bildirimlerin yarattığı o karmaşadan kaçıp, sadeliğe sığınmak.
Bu blogda da amacım tam olarak bu sadeliği paylaşmak. Burada size sadece "şu kod nasıl yazılır" ya da "Antalya'da nerede kamp yapılır" gibi didaktik bilgiler vermeyeceğim. Elbette teknoloji konuşacağız, yazılım dünyasındaki tecrübelerimi, hatalarımı ve doğrularımı paylaşacağım. Ama aynı zamanda, bir kamp ateşinin başında edilen o samimi sohbetler gibi; doğadan, kitaplardan, bisiklet rotalarından ve hayatın o ince "bam teli"ne dokunan anlardan bahsedeceğiz.
Belki de çoğumuzun hissettiği o sıkışmışlık hissine, bir nebze olsun pencere açabiliriz diye düşünüyorum. Teknoloji bizi birbirimize bağlıyor ama bazen kendimizden koparıyor. Ben, teknolojiyi reddetmeden, onu doğayla harmanlayarak kendimize dönmenin yollarını arıyorum. Bu arayışta yalnız olmadığımı biliyorum.
Dijital Bir Kamp Ateşi
Sonuç olarak, burası benim kişisel alanım ama kapısı herkese açık. Bir portfolyodan fazlası; yaşayan, nefes alan ve zamanla gelişen bir yapı olmasını hayal ediyorum. Yazılarımda bazen bir yazılım mimarisinin estetiğini, bazen de Torosların eteklerinde keşfettiğim bir patikanın huzurunu bulacaksınız.
Sizden ricam, burayı sadece bilgi alınan bir kaynak olarak değil, bir yol arkadaşı olarak görmeniz. Ben Buğrahan; kodların arasında yeşeren, doğanın içinde nefes alan ve bildiklerini paylaşarak çoğaltmaya inanan biri. Eğer siz de ekranın mavi ışığından yorulup, zihninizi ve ruhunuzu biraz olsun yeşillendirmek isterseniz, doğru yerdesiniz.
Çayınızı veya kahvenizi alın, arkana yaslanın. Acelemiz yok, yetişmemiz gereken bir "deadline" şimdilik yok. Sadece biz, kelimeler ve paylaşılacak güzel hikayeler var. Hoş geldiniz.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!
Yorum Yaz